bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort eskişehir escort bayan bayan escort istanbul istanbul bayan escort mecidiyeköy escort istanbul bayan escort izmit escort istanbul bayan escort fatih escort bayan escort kayaşehir escort konya ktunnel
Bugun...



Kur'an Müslümanlığı Kur'an'ı Yorumlamak ve Mezhepleşmekten Kaçan "Kur'an Talebelerinin" ; Kur'an'ı Hevalarınca Yorumlayıp Mezhepleşmesi Sorunsalı...
Tarih: 07-03-2018 01:19:44 + -


Kur'an'ı Yorumlamak ve Mezhepleşmekten Kaçan "Kur'an Talebelerinin" ; Kur'an'ı Hevalarınca Yorumlayıp Mezhepleşmesi Sorunsalı... Osmanlı'nın dağılma sürecinde ortaya konan bir çok fikir akımı vardır. Kimisi ırk, kimisi toplumsal fayda ve çoğunluk etrafında toplamaya çalışmıştır insanları. Bir de İslamcılık akımı vardır, kurtuluşun "Öze/Sadr-ı İslam'a dönüş" olduğunu savunan. Bu akımın başta gelen temsilcileri Mısır'da Efgani-Abduh-Rıza üçlüsünün başını çektiği Urvet-ul Vuska çizgisi,

facebook-paylas
Tarih: 07-03-2018 01:19

Kur'an Müslümanlığı   Kur'an'ı Yorumlamak ve Mezhepleşmekten Kaçan

Kur'an'ı Yorumlamak ve Mezhepleşmekten Kaçan "Kur'an Talebelerinin" ; Kur'an'ı Hevalarınca Yorumlayıp Mezhepleşmesi Sorunsalı...

 
Osmanlı'nın dağılma sürecinde ortaya konan bir çok fikir akımı vardır. Kimisi ırk, kimisi toplumsal fayda ve çoğunluk etrafında toplamaya çalışmıştır insanları. Bir de İslamcılık akımı vardır, kurtuluşun "Öze/Sadr-ı İslam'a dönüş" olduğunu savunan.
 
Bu akımın başta gelen temsilcileri Mısır'da Efgani-Abduh-Rıza üçlüsünün başını çektiği Urvet-ul Vuska çizgisi, Hindistan'da ise "Kur'an Metni/Lafzı Yeter" deyip redd-i miras yapan Kuraniyyun ekolünün kurucusu Sir Seyyid Ahmed Han (Sir ünvanını kendisine İngilizler vermiştir.) gibi isimler olmuştur. "Kur'an'a Dönüş" hareketinin özellikle bu iki coğrafyada ilk meyvelerini vermesinin, İngiliz işgalinin ilk önce buralarda "de-islamization" (İslamsızlaştırma) adımını atmasından dolayı olduğu söylenebilir. İran'da da Ali Şeriati "Öze Dönüş, mezhepsizleşme" gibi fikirlere öncülük etmeye çalışsa da ; hem kendisinin sivri dili, radikal Şia camiasında tepki ile karşılandığı hem de savunduğu "Marksist İslam" düşüncesi halk nezdinde karşılık bulmadığı için, Mısır ve Hindistan'daki gibi radikal ve detaylı bir ekolleşme sağlanamamıştır.

Anadolu coğrafyasında ise ; İstanbul ve İzmir gibi merkezlerin işgaline kadar bariz bir dayatma olmadığından ötürü, bu kadar fundamentalist (radikal) ekol ve akımlar peydah olmamıştır ama yine de birisi var ki ; Mısır ve Hindistan'da olanların er ya da geç Anadolu insanının da yüzleşmek zorunda kalacağı gerçeklikler olduğunu fark edip, bu fikir akımlarının ürettiği verileri kendi insanına sunmayı ve muz kabuğunu görüp "kahretsin, yine düşeceğiz" demenin derin bir akıl tutulması olduğunu anlatmayı bir görev bilmiştir. Bu kişi İstiklal Şairi Mehmed Akif'ten başkası değildir.
 
Efgani ve Abduh'a -özellikle "Şeyh" dediği Abduh'a- karşı derin bir saygı ve muhabbet besleyen üstad, Urvet-ul Vuska'dan çıkan tüm makale ve denemeleri Anadolu insanının anlayabileceği sadelikte çevirmeye özen göstermiştir fakat Osmanlı'nın "Hasta Adam'dan Ölü Adam'a" geçiş sürecinde İslamcılık akımının yerini "Kültürel bir Anadolu Milliyetçiliğine" bırakması ; Akif'in, çabalarının meyvesini almasını engellemiştir.

Anadolu'da artık hem İslam hem de Osmanlı kanadında redd-i miras yapan yeni bir cumhuriyet atılımı yapılmıştı ve anlaşılacağı üzere ; "Kur'an'a Dönüş" ağacı güz dolayısıyla yapraklarını dökmüştü, ta ki bu coğrafyaya Seyyid Kutup-Mevdudi vs. çevirileri düşüp de "Kur'an'a Dönüş" ağacı yeniden çiçek açıncaya dek...

20.yy'ın ikinci yarısı ile birlikte yeniden alevlendi "Sadr-ı İslam'a Dönüş" fikri. Seyyid Kutup'un Mısır'da asılarak şehit edilmesi, soğuk savaşın Sovyet kanadının Afganistan vb. İslam coğrafyalarında istediği gibi at koşturur ve Afgan Mücahidler ile daimi bir dirsek temasında bulunur vaziyette olması ; Olan bitenden uzak olan coğrafyamızdaki Müslümanlarda "bir şeyler yanlış gidiyor sanki ?" düşüncelerinin artmasına neden olmuştur. Seyyid Kutup'un "Fi Zilalil Kur'an" (Kur'an'ın Gölgesinde) tefsirinin de coğrafyamızda pek sevilmesi ile beraber, İslamcılık ikinci baharını yaşamaya başlamıştır fakat bu sefer de hindistan cevizinin dışı siyah içi beyaz olması misali "dışı Türk içi İngiliz" kesimin zorbalıkları ile mücadele etmek zorundaydı "Öze Dönüş" fikriyatı. On yılda bir alışkanlık haline gelen, '60-'70-'80 darbeleriyle yorulan ve yıpranan İslamcı camia, meşhur 28 Şubat ile birlikte iyice içine kapanacak ; alışkanlık haline getirdiği "yürüyüş yapma/eylem düzenleme" aktivitelerini de rafa kaldıracaktı.

İslamcıların son geri dönüşü ise 2002 Akp iktidarı ile başlayıp, içinde bulunduğumuz zaman dilimini de kapsayan modern dönemde olmuştur fakat ne Anadolu'ya 3. defa uğrayan/uğradığı sanılan "Sadr-ı İslam'a Dönüş" fikri kendisine halk ve iktidar düzleminde yer bulacak ne de İslamcıların büründüğü "Liberal-Demokrat" zihniyetten takipçilerini kurtarabilecektir ; "Öze Dönüş" fikri yerini çoktan "laik-demokrat-kemalist bir cumhuriyet içerisinde yer alan İslamcı çoğunluk" zihniyetine bırakmış olacaktı...

Buraya kadar ki kısımda kısaca "Öze Dönüş" hareketinin tarihi serencamını aktarmak istedim, yazının genel içeriğini oluşturacak olan "Kur'an Müslümanlığı" meselesi ise yazının bundan sonraki kısmında zikredilecektir.

28 Şubat sonrası devlet ile arası açılan İslamcılık, sanki altın bulan Mağribi gibi Hint alt kıtasından yükselen bir sadâya kulak kesilir hale gelmişti. Bu sesin sahibi Fazlur Rahman isimli zat "Sabit Din Dinamik Şeriat" şeklinde mottolaştırabileceğimiz bir fikri savunuyor ve kendisini takip edenler ise günden güne katlanarak artıyordu. Müslümanlar artık çözümü(!) bulmuştu ; Eğer din ile devletin çatıştığı noktalar var ise, iman esası olmamak kaydı ile "füruat" olarak nitelenebilir ve din traşlanabilir hale gelebilirdi. (ki 28 Şubat sonrası yaşanan başörtüsü krizi, imam hatiplerin durumu vs. buna en büyük örnektir.) 

Hindistan'da doğan ve Avrupa'da yankılanan Fazlur Rahman'cı ses Edirne'den ötede kalır mıydı peki ? Kalmazdı, kalmadı da zaten...

Başörtüsüne karşı "kırmızı gören boğaya" dönen devlet erkanı ve İslam'ın farzına riayet etmek isteyen İslamcılar arasındaki gerilime Yaşar Nuri Öztürk çare(!) bulmuş, arabulucu olmuştu. 28 Şubat'a kadar başörtüsünün farziyeti ve uygulanışı hakkında soru işaretini bırakın, soru işaretinin altındaki nokta kadar şüphe olmayan coğrafyamızda ;  Yazdığı mealde "başörtülerini/örtülerini göğüslerinin üstüne vursunlar" şeklindeki izahıyla "dini devlete göre yontan" bir kafada bulunan Öztürk, modern dönem ile İslam arasında sıkışıp kalan, ne yardan ne serden diyen İslamcıların kahramanı oluvermişti.

Osmanlının son dönemleri için "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır" şeklinde dillendirilen ifadeyi, "Fazlur Rahman ve Yaşar Nuri'yi anlamak ; Coğrafyamızdaki Modern İslam Düşüncesini anlamak olacaktır" şeklinde kullanabiliriz kendimizce.

Yaşar Nuri'nin muhafızlığını yaptığı, yer yer kendi düşüncesine göre yorumladığı ve sistemleştirdiği "Kur'an İslam'ı" 2007-2008 yıllarına kadar düzenli biçimde seyretti.

2007-2008 yıllarında her ne oldu ise ; Televizyonlarda ve sosyal medyada bir "Kur'an Müslümanlığı" furyası patlak verdi. Her yerde Kur'an'ın yeterliliği, sünnetin gerekliliği, hadislerin sahihliği vb. meseleler tartışılageldi.

İşte yazımızın asıl kısmı bundan sonra başlıyor....

Bu modern ortamda "Kur'an Müslümanlığı" diye yeni bir ekol doğmuştu. Geleneğin yanlışlarını ayıklamayı, İslam'a yöneltilen eleştirilere cevap vermeyi, İslam'ı içinde bulunduğu 200-250 yıllık zilletten kurtarmayı amaçlıyor ; kendilerine yöneltilen "siz kimin projesisiniz ?" sorusuna "ALLAH'ın projesiyiz" şeklinde iddialı bir cevap da veriyordu bu ekol.

Peki bu ekolün savunduğu değerler neydi ?

- Kur'an'ın ahkam bazında yeterliliği tartışılamaz, tartışılması dahi teklif edilemezdi. (Ahkam bazındaki yeterliliğin, bazılarınca nasıl "hadis ve sünnet inkarcılığına" evrildiğini ; yazının sonraki kısımlarında detaylandırarak anlatacağım inşaAllah)

- Rasulullah as, Kur'an'a aykırı konuşmaz-konuşamazdı. O yüzden Rasulullah as'a din namına değil, ahlak ve tavsiye namına söz vermek gerekirdi. Din namına zaten elmizde bulunan mushaf yeterliydi. (Rasulullah'a söz hakkı vermeyen Kur'an talebelerinin, Kur'an'ı nasıl baştan aşağı yorumlama hakkını kendilerine verdiklerine de yazının ilerki kısmında değinilecektir.)

- Kur'an'ın bugünün bilimsel realitesiyle çelişmesi düşünülemez, Kur'an'ın bir sürü bilimsel mucize içerdiği görmezden gelinemezdi. (Bilim ile çelişmeme hususunda katıldığım bu görüşe karşı, Kur'an Mucizesi Olarak(!) Bilim isimli bir yazı yazmıştım blogumda. Göz atabilirsiniz o yazıma da.)

Bu vb. bazı radikal ve gelenek tarafından tenkid edilen görüşleri bulunan ekol, her fırsatta eleştirilmiş-tahkir edilmiş hatta meşhur bir Cuma hutbesinde bizzat Diyanet tarafından "Kur'an yeter diyenlerin İslam'ı yaşayamayacağı" şeklinde ; yumuşak bir tekfir dahi atlatmıştı.

Bu görüşün karşıtları tarafından bu kadar eleştirilmesi ile beraber, bazı isimler ön plana çıkmaya başladı. (İsimleri vermeyeceğim, görüş ve hareketlerinden bahsettiğimde ; kim oldukları anlaşılacaktır zaten.)

Her şey seyrinde belli bir düzeyde devam ederken ; Kur'an Müslümanlığı ilk hançeri secdedeyken, beraber namaza durduğu bir kesimden yemişti. Kendilerine Kur'an Müslümanı diyen ama daha çok Hindistan alt kıtasında Seyyid Ahmed Han'ın ortaya attığı Kuraniyyun görüşleri ile paralel görüşlere sahip, mealci/lafızcı bir grup ortaya çıktı.

Başını "Mısırlı bir zatın Rasullüğü ve Kur'an'daki sayısal mucizeye iman" konularının çektiği bu grup ; İslam nezdinde daha önce hiç dillendirilmemiş bir görüş ortaya koyuyor ; "nebi-rasul ayrımı, sünnetin tarihselliği" gibi hususlar yeni yeni tartışılırken "bunları tartışmaya gerek yok çünkü bunlar gereksiz mevzular. Kur'an lafzı her anlamda yeter." diyordu. Git gide radikalleşen bu akımın önderi ve sözcüsü olan şahıs ; Amerika'daki evinden çektiği videolarda, buradaki gelenekçilere kin kusuyor ve onları tekfir ediyordu. Bu yine anlaşılabilir bir husustu bir nebze, sonuçta Kuraniyyun ekolünün geleneğe bakışı tekfirden çok da farklı değil fakat gel gelelim ki kendi iman ettikleri sayısal mucize sebebiyle diğer Kur'an Müslümanı ekollerinden, bu sayısal mucize olduğuna inandıkları sistemin kaşifi olan Mısırlı zatın rasulluğu konusunda da kendi içlerinde ayrılmış hale geldiler. Sonuç olarak ; başlıkta da belirttiğimiz üzere, "Kur'an yeter, Kur'an etrafında birleşelim" çağrısıyla şaha kalkan bu kesim, kendi içlerindeki ihtilaf sebebiyle gelenekteki mezhepçilikten çok da farklı bir şey yapmamış oldu. Bu konuda geleneğimizde çok güzel, veciz bir ifade vardır "haddini aşan zıddına intisab eder" diye.

Kur'an Müslümanı ekol ile mealci/lafızcı kesimi ayırdık ama aslında metod anlamında bu mealci kesim ile neredeyse aynı olan fakat daha bilimselci ve anakronist (tarih üstücü) bir ekol de mevcut. Başını, geleneksel ekolün sakalı uzun aklı kısa bir hocasının "bize hocalık taslama" şeklinde çıkış yaptığı bir din felsefecisinin çektiği bu ekol ; dediğim gibi metodolojik anlamda "sayısal mucizeye iman edenler" ile aynı noktada fakat biraz daha bilimselciliğe kayan bir yanı da var. Yukarıda maddeleri sayarken bilimselcilik ile ilgili blogumdaki bir yazıyı paylaşmıştım, bu kesimi orada biraz daha detaylı incelediğimiz için burada uzun uzadıya değinmiyoruz.

Bu mealci grubun son bir kısmı da var ki ; redd-i miras ve bilimselcilik hususunda yukarıdaki iki kesim ile neredeyse aynı fakat Kur'an'ın evrenselliği ve ibadetlerin dindeki konumu/uygulaması hususunda "İslami Deizm" diyebileceğimiz bir inkar ve Kur'an ayetlerinin sembolizme dönük yorumları hususunda diğer ikisinden ayrılıyor. Bu grubun sözcüleri ise "namaz, kurban yok - hac, oruç değişmiş" ve "Yunus'u yutan balık yok, aslında balık logolu bir kavimdi-İbrahim'in atıldığı ateş yok, o şirk ateşiydi" şeklinde İslamın çehresini tamamen değiştiren bir algıya sahipler.

Kur'an İslamı ekoünden bu vb. mealci/lafızcı kesimi çıkardığımızda ise ; geriye daha mutedil ve ne istediğini bilen bir kesim kalmakta. Namaz vakitleri, orucun başlangıç zamanı vb. bir çok hususta haklı gerekçeler ve Kur'an'i boyut çerçevesinde mantıklı/tutarlı izahlar getiren ve "hikmet metodu" olarak isimlendirilen metod ile Kur'an'ın kendi kendini açıklamasını kılavuz edinen bir güruhun da içerisinde bulunduğu bu ekol hakkında daha detaylı konuşacağım şimdi biraz.

Son zamanlarda mealci/lafızcı kesimi ayırdığımız Kur'an merkezli bu ekol içerisinde de bir kaç olay ve ayrılık yaşandı. Bu yazının asıl yazılış amacı olan, bu tartışmalara sebep olan olayı önce dilim döndüğünce anlatacak, sonra tartışmaya sebep olan söylemleri ve yazıları sizinle paylaşacağım. (Yazının bundan sonraki kısmında, mealci/lafızcı kesimi içerisinden ayırdıktan sonra kalan ekole -kendi isimlendirmeleri olması sebebiyle- Kur'an talebeleri diyeceğim.)

Başını "Adem as ilk insan ama ilk beşer değil, Adem de anadan babadan meydana geldi" ve "Meryem anamız hermafroditti (vücudunda hem eril hem dişil hücre vardı) diyen ve dünür olan bu iki şahıs (kendilerini Kur'an talebeleri olarak niteleyen) ile ; yukarıda "hikmet metodunu kılavuz edinenler" olarak bahsettiğim kesim arasında patlak verdi olay.

Olayı kronolojik olarak incelediğimizde ; "Meryem'in cinsiyeti hakkında farklı bir yorumda bulunan şahıs" son çıkardığı (Kur'an Kıssaları ile ilgili) kitabında ; Meleklerin Adem'e secde etmesi mevzusu hakkında bir yorumda bulunuyor ve kitabında Arapça-Kur'an bütünlüğü açısından bariz bir hata yapıyor. Bunun üzerine "hikmet metodunu kılavuz edinen" kesimden bir hoca, bu şahsa "sevecen bir uyarı yazısı" yazıyor. ( Yazının linki >>> KUR’AN ÜZERİNDE BİREYSEL ÇALIŞMANIN YANLIŞLIĞI )

Sonrasında bu yazı bir şekilde bu Kur'an talebesine ulaştırılıyor ve içerisinde "muhabbet beslediğimiz hocamız" gibi gayet tatlı dilli bir hitap ve üslup bulunan bu yazıya karşılık ; yazıyı yazan kişinin geçmişi ve mesleğinden dem vurularak "gece radyocu yatıp sabah tefsirci kalkanlar" şeklinde ağır ve aşağılayıcı bir üslupsuzluk örneği sergileniyor.

Burada kronolojik aktarıma ara vermek ve konuyla ilgili düşüncelerimi dile getirmek istiyorum. Öncelikle ; bir iddianın doğruluk ya da yanlışlık ölçütü, o iddiayı savunandan bağımsız bir olgudur. Toplama-Çıkarmayı yeni öğrenen bir çocuk "2+2 = 4" derse bu doğru, bir matematik profesörü "2+2 = 5" derse bu yanlıştır. Yanlış cevabın, kişinin profesörlüğü ya da makamı ile alakası yoktur. O yüzden "gece radyocu yatıp sabah tefsirci kalkan" ifadesi ciddi bir terbiyesizlik ve konuyu çarpıtmak için söylenmiş zırvalar içermektedir. Size "muhabbet beslediğimiz sayın hocam, bu konuda hata etmişsiniz" dendiğinde, "ALLAH razı olsun" demek yerine ; böyle düşük bir ahlak örneği sergilemeniz bırakın profesörlüğü, insanlık onurunca ve ahlak ölçütünce hoş karşılanmayacak bir şeydir.

Olayın şu kadar ki kısmından çıkardığımız sonuç odur ki ; Kur'an üzerine çalışan bazı kimseler, yorumlarında tam bir biat ve ittiba beklemekte, gelen eleştirileri ise içeriğine bakmadan "tu kaka" diye kestirip atmaktadır. Her şeyi geçtim, bu "Onlar, sözü dinleyip en güzeline uyarlar." (Zumer 39/18) ayetine uygun olmayan bir davranış biçimidir.

Olayların serencamına devam edersek ; Bu "gece radyocu yatıp sabah tefsirci kalkan" şeklindeki hakaretten sonra, yazar ikinci bir yazı kaleme aldı ve bu yazıda Kur'an talebelerinin "makasıdçılık" adı altında "kadının aldığı miras" üzerinden yaptıkları tarihselciliğe değindi. Bu yazıda ilk yazı gibi "muhabbet beslediğimiz hocamız" gibi ibareler olmasa da, yine de "prof. falan hocamız" gibi yine onore edici ve hakaret içermeyen-gayet üsluplu bir dil kullanıldı. (Yazının linki >>> KUR’AN ÜZERİNDE BİREYSEL ÇALIŞMANIN YANLIŞLIĞI - 2

Peki sonrasında ne oldu ? İlk yazı sonrasında yapılan hakaret ve hatadan ders alması gereken kimseler, yazarın program yaptığı kanal ile ilişkisini kestiler ve yazarı "üslupsuz" olarak yaftaladılar. Açık bir itibar suikastı yapıldı ve hâla yazarın geçmişi-mesleği üzerinden saçma sapan eleştiri dahi olamayacak hezeyanlar dökülüyor "Kur'an talebelerinin" dudaklarından...

Şimdi gelelim, uzun zamandır yazmak istediğim fakat bu olaylar ile yazma hevesimi ayyuka çıkaran "Kur'an talebelerine yapacağım" eleştiriye...

Sevgili Kur'an talebeleri, ya da siz kendinizi nasıl isimlendiriyorsanız...

Kur'an merkezli ve tutarlı İslam anlayışına verdiğiniz katkıyı yadsıyamam ; çıktığınız programların, yazdığınız kitapların bir kısmı gerek bana gerekse İslam'ı Kur'an'dan öğrenmek isteyen kimselere fayda sağlayan içeriklere sahipti. Bunun için sizlere teşekkür ediyorum şahsım adına.

Gel gelelim ; Gelenekten ayrıldığınızı söylediğiniz noktalarda birebir geleneğin düştüğü hatalara düşmeniz de kabul edilebilir cinsten değil açıkçası.

Öncelikle gelin anlaşalım ; Bu kitap bana indirilmediği gibi, size de indirilmedi. Yani "yorum-tevil" çerçevesi altında, hevanıza uygun şeyleri Kur'an'a dayatamazsınız. Mesela "Adem'in babası var mı ?" şeklinde bir soruya "Var tabi, ben demiyorum Kur'an diyor" şeklinde bir cevap vererek Kur'an'ı zan altında bırakamazsınız sayın Kur'an talebeleri.

"Benim Kur'an'dan anladığım bu" ile "Kur'an böyle söylüyor" arasında dağlar kadar fark vardır, siz benden daha iyi bilirsiniz. Kendinizin ve çağınızın idrakini Kur'an'a dayatmanız ; kısa vadede Kur'an'ın anlaşılması hususunda fayda sağlasa da, uzun vadede ; gelenekselci kesimin yaptığı gibi İslam lokomotifine bağlanan birer vagon konumuna gelecek ve bu lokomotifi yavaşlatma hatta abartılırsa durdurma noktasına kadar varacak ve bir facia doğuracaktır.

Aynı şekilde ; Hz. İsa'nın babasız doğumunu batılılara ve pozitivist yaklaşımlılara daha kolay anlatmak için ortaya attığınız "Meryem hermafrodit/çift cinsiyetliydi" yorumunuz ; kısa vadede hoşa giden bir yorum olsa da, uzun vadede zamanın ve bilimsel gerçekliklerin değişebilmesi ile beraber Kur'an'a yapılan bir zan olarak kalacak ve bizim bugün gelenekselin uçarı yorumlarına yaptığımız gibi tarihin tozlu sayfalarına gömülmek zorunda kalacaktır.

Görüşlerinize değindikten sonra biraz da ; Kur'an merkezli İslam'ı tekelleştiren ve insanları tek tipleştiren üslupsuz üslubunuzdan bahsetmek istiyorum.

Hani gelenek hakkında "bu din kimsenin babasının tarlası değil" şeklinde bir algınız var ya, özür dilerim ama sizin de babanızın tarlası değil bu din :) "Kur'an'a gelin, Kur'an çatısında toplanalım" diye ; insanları kendi isim ve çatınız altında toplamaya ve kitlenizi mankurtlaştırmaya son vermeniz gerekiyor. Yukarıda belirttiğim gibi, bu dine verdiğiniz hizmetleri yadsıyamam ama mirasyedi mantığıyla da "hizmet ettik, biraz da hizmet görelim" demek bırakın beni, sizi ; Rasulullah as'ın dahi haddine olmamıştır. Daha derin mevzulara da girerim, takipçilerinizin üzerinde kurduğunuz psikolojik sultadan da bahsederim, nasıl bir biat istediğinizi de söylerim ama gerek yok. Siz bunlardan şu ana kadar rahatsız olmadıysanız, benim burada yazmam ile değişen bir şey olmayacaktır zaten Sayın Kur'an Talebeleri !

Sizin veciz bir söyleminiz ile noktalayayım yazımı ; "Kur'an'a teslim mi olduk, teslim mi aldık ?"

Evet, Kur'an'a teslim mi oldunuz, yoksa zorbalık ile Kur'an'ın söz söyleme hakkını gasp mı ettiniz ey Kur'an Talebeleri ? Hata ararken hata eder, hata ayıklarken hata sayıklar hale gelen bu Kur'an Müslümanlığı sizin eseriniz ey Kur'an talebeleri... 2007'den bu yana (10. yıl marşında geçtiği şekliyle) 10 yılda 15 milyon olmasa da nasıl mankurt bir kitle oluşturduğunuzun farkında mısınız ey Kur'an talebeleri ? İnşaAllah farkına bir an önce varır ve yaptığınız yanlıştan dönersiniz, tek temennim bu...

Vel hasıl kelam ; İslam'ın özüne dönüş düşüncesinin en başından (yani genelden) ; son olaylara (özele) kadar değindiğim bir yazı oldu. Sizin kadar ilmim muhakkak ki yoktur, beni mazur görün bu yazımdan ötürü, siz okumasanız da okuyan bir kaç talebeniz mazur görsün. Yazımı bitirirken, bu yazıyı (sanmam ama) bir şekilde görür de bana da "gece öğrenci yatıp sabah alim olarak kalkan kişi" demezsiniz diye umut ediyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum...

Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. (Rad 13/11)

Düzeltme ; Sağolsun bir hocamızın uyarısı üzerine farkettim. Yazıda "ortaya attığınız Meryem'in hermafroditliği fikri" konusunda hata yapmışım. Fikir bahsettiğim zat tarafından değil, Elmalılı Hamdi Yazır tarafından bu coğrafyada ilk kez dillendirilmiş. Bahsettiğim şahıs ise bu fikri Kur'an Müslümanlığının gündemine sokan kişidir. Başka bir hatamız varsa, sürç-ü lisan ettiysek şimdiden affola.

Ayrıca konuyla ilgili güzel bir değerlendirme için bkz >>>  Üslup Zabıtaları - KUR’AN TALEBESİ MÜRİTLİĞİ

 
 



Kaynak: NÂDİR ÇINAR http://ilahiyatcininnotlari.blogspot.com.tr/search?updated-max=2018-01-24T13:28:00%2B03:00&max-results=7



Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Kültür Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • ibret
    ibret
  • hayat
    hayat
  1. Bebişler
  2. Yurdum İnsanı
  3. ibret
  4. hayat
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Aileyi koruyamazsak devletimiz de yıkılır
    Aileyi koruyamazsak devletimiz de yıkılır
  • aileyi yıkan 6284 kalkmalı
    aileyi yıkan 6284 kalkmalı
  • Kur'an'da Aile ve Önemi | Hikmet Çalışmaları
    Kur'an'da Aile ve Önemi | Hikmet Çalışmaları
  • muhacirleri ölüme göndermeyin
    muhacirleri ölüme göndermeyin
  • Muhacirlerin Sorunları
    Muhacirlerin Sorunları
  • Kuranı Düşünerek Anlayarak OKU
    Kuranı Düşünerek Anlayarak OKU
  1. Aileyi koruyamazsak devletimiz de yıkılır
  2. aileyi yıkan 6284 kalkmalı
  3. Kur'an'da Aile ve Önemi | Hikmet Çalışmaları
  4. muhacirleri ölüme göndermeyin
  5. Muhacirlerin Sorunları
  6. Kuranı Düşünerek Anlayarak OKU
VİDEO GALERİ
YUKARI